Yedikule zindanı ve kanlı kuyu

Yedikule bugünkü şeklini Fatih zamanında almıştır; fakat bu şekli almadan evvel de eski Beşkule devletin resmi hapishanesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Yedikule tam manasıyla bir ölüm ve facia sahasıdır. Burası üç buçuk asırlık zaman içerisinde tüyler ürpertici bir işkence ve ölüm mahşeri halini almıştır.

Bugün Yedikule dediğimiz bu eski kale,vaktiyle beş kaleden ibaretti. İstanbul’un fethinden evvel buraya Beşkule denilirdi. 1470 senesinde Fatih tarafından buraya iki kule daha ilave edildikten sonra Yedikule adı verildi.

Beşkulenin inşasına 1000 senesinde Bizans İmparatorlarından Zinan tarafından başlanmıştı;ancak kule 1185 senesinde tamamlanabildi. Burası Bizanslıların ‘birinci askeri kapısı’nı teşkil ederdi ve Bizans İmparatorları harp dönüşlerinde muazzam bir zafer alayı ile bu kapıdan şehre girerdi. Latinler İstanbul’u işgal ettikleri zaman birçok büyük binaları harabettikleri gibi bu beş kuleyide temellerine kadar yıkmışlardı. Latinlerin İstanbul’dan çekilmeleri üzerine 1431 senesinde kulelerin tekrar inşasına başlandı ve 1355 senesinde tamamlandı; ondan sonra da Fatih İstanbul’u alıncaya kadar öylece kaldı.

Yedikule bugünkü şeklini Fatih zamanında almıştır; fakat bu şekli almadan evvel de eski Beşkule devletin resmi hapishanesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Fatih, İstanbul’a girer girmez katledilmesi gerekenlerin derhal toplatılarak bu beş kuleye hapsedilmesini emretmiş ve birkaç gün sonrada bu esirler katledilmiştir. Fethin üçüncü günü bu sahneye ilk defa bir Türk atılmıştır ki o da Fatih’in meşhur sadrazamı Halil Paşa’dır. İstanbul’un fethi sırasında cereyan eden muharebeler sırasında Sadrazam Halil Paşa’nın gizlice Rumlarla muharebe ettiğini haber alan Fatih harbin sonuna kadar sesini çıkarmamış;İstanbul’a girdikten sonra yaptığı araştırmaların ardından sadrazamı derhal Beşkule ye attırmıştır. Halil Paşa burada tam kırk gün yatmış, sonra kafası kesilerek oradaki kuyuya atılmıştır. Sonraları,burada katledilenlerin başları bu kuyuya atılmak adet olduğu için bu kuyu ‘kanlı kuyu’adını almıştır. Kuyu çok derindir ve yer altından açılan bir tünelden denizin suları buraya gelmektedir.

Halil Paşa’nın bu feci akıbetinden sonra burası genel bir hapishaneye dönüşmüş ve devletin en yüksek erkanından en adi mücrimlere kadar buraya hapsedilmiş ve türlü işkencelerle kafaları kesilerek cesetleri kanlı kuyuda kaybolup gitmiştir.

Halil Paşa’dan sonra bu kuleye atılan ikinci sadrazam Mahmut Paşa’dır.Liyakatın a rağmen sözünü hiç kimseden esirgememesi onun ölüm sebebi olmuştur.

Zamanla gözden düşen vezirlerin Yedikule zindanlarına gönderilmesi adet hükmüne girmiştir.Hatta bunlar için oradaki kulelerden birinin içinde hususi şekilde bir işkence kereveti bile inşa edilmiştir. Ölüme mahkum edilen vezirlerin ve zengin devlet erkanının malları,hazineleride müsadere edileceği için öldürülmeden önce bu kişiler işkence kerevetinin üzerine yatırılır; sakladıkları paraların ve malların yerlerini söyleyinceye kadar işkence edilirdi.

III. Sultan Mehmed tahta çıktığı zaman birçok saray entrikasına sebep olan İbrahim Paşa’da Yedikule de hapsedilmiştir. Ardından İbrahim Paşa’yı Ferhat Paşa takip etmiştir.

Genç Osman‘ın, sadrazamı Davut Paşa tarafından boğularak öldürülmesi olayı da yine bu zindanda yaşanmıştır. Ancak aradan çok fazla zaman geçmeden o da bu cinayetin cezasını burada ödemiştir ve Sultan Murat’ın emriyle burada katledilmiştir.

Muhtelif zamanlarda çeşitli önemli şahsiyetlerin hayatları hep burada sona ermişti.Sırasıyla Moralı defterdar, Halıcızade Mehmet Paşa, Karagöz Mehmet Efendi ile Deli Hüseyin Paşa gibi kahraman bir vezir de bu kabildendi. Bunların pek çoklarıda ya şahsi ihtirasları yahut da servetleri yüzünden iftiralara kurban gitmişlerdi.

Yedikule zindanları yalnız Osmanlı halkına mahsus değildi. Sonraları siyasi hadiselerde bir tehdit unsuru olarak algılandı. 1710 senesinde Çar hükümetinin İstanbul sefiri Tolestoy, Buğdan voyvodası Mişel Rakoviça ile 1711 senesinde İstanbul’a gelen bazı Rus elçileri burada hapsedilmiştir. Ancak hapsedilen bu yabancı misafirlere hiçbir şekilde şiddet gösterilmez hatta gerekli olan yiyecek ve içecekleri kusursuz olarak sağlanırdı.

Yedikule de eceliyle ölen tek kişi ise Eflak Prensi Kostantin Brankovano’dur. Bu muazzam zindanın son mahpusuna gelince bu da Rofino isminde bir Fransızdır. Rofino burada tam üç yıl tutuklu kalmıştır.

Şimdi bütün bu feci ve kanlı hatırattan delik deşik olmuş o taş kulelerin çok az bir kısmı günümüze kadar kalabilmiştir…

 

kaynak : ihlassondakika.com

  • Görüntüleme: 34576